Analytics

Bu Blogda Ara

6 Kasım 2010 Cumartesi

Peugeot Partner Tepee Outdoor 1.6 HDi: 'Araziye özenmiş!'

Kombivan araçlar artık hem ticaret hem de binek kullanım için tasarlanıyorlar. Peugeot’nun ikinci nesli ile yollarda olan Partner modeli bu amaçlara bir yenisini daha ekliyor. Barındırdığı Grip Control sistemi sayesinde, hafif arazide daha rahat yol almanızı vaat eden Outdoor seçeneği Partner’i rakiplerinden öne çıkarıyor.
Tasarım
Peugeot Partner Tepee Outdoor’un diğer kardeşlerinden tasarım olarak çok büyük bir farklılığı bulunmuyor.  Outdoor’a özel ön tampon gri ve siyah renklerle daha dikkat çekici bir görünüme sahip. ‘Atacama’ adı verilen özel seri jantların üzerinde duran Outdoor’un yüksekliği de normal versiyona göre daha fazla. 2008’de tanıtıldığında gözümüze çok şık gelen tasarıma artık gözümüz alışmaya başladı. Çekik farları ve geniş ağzı klasik Peugeot yüzünü Outdoor’da da oluşturmuş. Arka kısımda ise yüksek far grubu aracın düz arka kısmını şık bir şekilde tamamlıyor.


İç mekan
Yüksek oturma pozisyonu sayesinde çok başarılı görüş açılarına sahip olan Outdoor’un, iç mekan ferahlığı da takdire şayan. Aracın iç mekanında kullanılan malzemeler ise bu sınıftaki rakipleri ile benzer kaliteye sahip. Klasik Peugeot direksiyonu ve kontrol butonlarına sahip iç mekanda yüksek orta konsol yapısı dikkat çekiyor. Ticari bir araçtan devşirme olduğunu daha fazla gizleyemeyen Outdoor’un orta konsolun yapısı binek araçlardan çok farklı görünüyor. Orta konsolu oluşturan dört köşedeki yuvarlak öğelerden üst ikisi havalandırma kanallarına ev sahipliği yaparken sağ altta olanı eşya gözü olarak kullanılıyor. Sol alt kısım standart Partner’lerde boş iken Outdoor’da Grip Control’ün kontrol butonuna ev sahipliği yapıyor. Orta konsolun altına konumlandırılarak sürücüye yakın tutulmuş vites kolunun kullanımı çok rahat. Aynı rahatlığı vites kolunun hemen önünde yer alan cam açma kapama butonları için söyleyemeyeceğiz. Ön iki koltuğun arasındaki büyük boşluk da hoşumuza gitmeyen yerlerden…  Burada eşya koyabileceğimiz bir bölme olabilirdi. Sürgülü kapılar sayesinde kolay inilip binilen arka kısımda diz mesafesi yeterli. 675 litrelik bagaj hacmi arka koltukların katlanmasıyla 2400 litreye, tamamen çıkartılmasıyla 3000 litreye ulaşıyor. Peugeot Partner, 4380 mm’lik uzunluğuyla Fiat Doblo Combi’den 1 cm daha kısayken Renault Kangoo Multix’den 16.7 cm daha uzun.


Motor
PSA grubunun geliştirdiği ve bir çok markanın değişik modellerinde başarıyla görev yapan 1.6 litrelik dizel ünitenin 90 hp’lik versiyonu, Partner Outdoor’u da başarıyla sırtlıyor. Bu motorun en büyük avantajı torkunu düşük devirlerde üretmesi ve bazı dizel ünitelerde olduğu gibi sürekli yüksek devir istememesi. Test aracımızın HDi motoru 4000 d/d’da 90 hp güç ve 1750 d/d’dan itibarende 215 Nm tork üretiyor. Sürücüsüyle beraber 1.5 ton civarında ağırlığa ulaşan Tepee Outdoor şaşırtıcı bir ataklık sergiliyor. 0-100 km/s hızlanmasını 14,4 saniyede gerçekleştiren aracın ara hızlanmaları da gayet başarılı. 5 ileri manuel şanzımanın ön tekerlere ilettiği güç, Outdoor’u 160 km/s hıza ulaştırabiliyor. 1.6 litrelik dizel motorlar içerisinde en az yakıta ihtiyaç duyan motorlardan biri olan HDi, testimiz süresince ortalama 5.5 lt/100 km motorine ihtiyaç duydu.



Konfor ve yol tutuş
Arkada bağımsız süspansiyon sistemi kullanmayan kombivan neredeyse kalmadı gibi. Partner Outdoor’da da yaprak yay yerine bağımsız süspansiyon kullanılarak aracın konforu ve sürüş tarzı binek otomobillere benzetilmeye çalışılmış. Aracın ferah iç mekanı ve rahat koltukları araç içerisindeki konforu arttırıyor.  Süspansiyonların yapısı da Outdoor ile rahat yolculuklara kapı aralıyor. Yeterince net olan direksiyon sistemi sayesinde yönlendirme konusunda hiçbir sıkıntı yaşatmayan Outdoor’un yol tutuşu da gayet tatminkar. Tabi virajlara girerken bu tip araçların yüksek yapıları göz önünde bulundurulmalı. Tepee Outdoor’un en önemli özelliği ise Grip Control sistemi. Peugeot 3008’den tanıdığımız sistem için Land Rover’ın Terrain Response sisteminin iki çekerli versiyonu diyebiliriz. Aracın diferansiyelini yol şartlarına göre farklı oranlarda kilitleyen sistem orta konsoldaki bir buton yardımıyla kar, çamur, kum ve normal yol şartlarına göre uyarlanabiliyor. Bu sayede aracın değişik yol koşullarında standart çekişe sahip araçlara göre daha rahat yol alması sağlanıyor. ESP sistemi ile koordineli çalışan sistem ufak kır gezintilerinde kurtarıcı olurken karlı ve buzlu zeminlerde daha güvenli yolculuklara imkan tanıyor.


Güvenlik
Peugeot Partner Tepee Outdoor’un EuroNCAP çarpışma testine katılımı bulunmuyor. Outdoor’da sürücü, yolcu ve yan hava yastıklarının yanı sıra ESP sistemi de standart olarak sunuyor.


Yorum - Selim ERKEK

Bu araçta beni en çok etkileyen kısmın yakıt tüketimi olduğunu söylemeliyim. 100 km’de 5.5 lt/100 km ortalama yakıt tüketimini hiç zorlanmadan tutturmak bu büyüklükteki araçlarda pek alışık olmadığımız bir durum. Rahat sürüşü ve konforlu iç mekanıyla ailelerin hiç şüpheye düşmeden tercih edebileceği aracın yakıt tüketimi, ticari olarak avantajını da ortaya çıkarıyor. Tepee Outdoor’da kullanılan Grip Control teknolojisi aracı kesinlikle bir arazi canavarı yapmıyor ancak ufak tefek kaygan zeminlerde hissettirdiği çekişiyle insana güven veriyor. Sistemin özellikle çamurda iyi sonuçlar verdiğine şahit oldum. Tabi bunda Outdoor’la beraber gelen lastiklerinde payı büyük.  Tabi işi abartıp Outdoor’a bir arazi aracıymış gibi davranırsanız, üstünüz başınız batmış ve araç itmekten yorgun bir şekilde eve dönebilirsiniz!

Hyundai i20 Troy 1.4 CVVT Prime GP SP OTM: 'Türkiye’nin son gururu!'

Hyundai’nin ülkemizde üretmeye başladığı i20 serisi ufak tefek değişiklikler geçirerek bantlardan inmeye başladı. Güney Koreli üretici i20 Troy için 75 milyon dolar yatırım yaptı ve 500 kişilik ek istihdam sağladı. Marka’nın ürettiği en Avrupalı, B segmenti araç olan i20 artık bizden biri.
 
Tasarım
Hyundai i20’nin modern tasarımında ufak tefek değişiklikler yapan firma, modeli daha taze bir görünüme kavuşturdu. Yan sinyallerin aynaya taşınmasıyla üst sınıf araçlarda gördüğümüz bir tarza kavuşan i20, Avrupalı araçlarla tasarım anlamında yarışacak bir hale gelmiş. 3940 mm uzunluğa sahip i20 Troy, tasarım olarak büyük benzerlik taşıdığı Opel Corsa’dan 5 cm daha kısa. Diğer rakiplerinden Renault Clio 8.7 cm. Fiat Punto ise 12.5 cm daha uzun.






İç mekan
Sade ve rahat anlaşılabilir bir iç mekana sahip i20 Troy gözü yormayan mavi aydınlatmalara kavuşmuş. Şık üç kollu direksiyon simidi deri kaplı olsaydı iç mekan çok daha iyi görünürdü.  Gösterge grubu rahat okunan yapısı ile beğenimizi kazandı. Ortaya konumlandırılmış ekrandan yol bilgisayarı verileri okunuyor ancak yol bilgisayarı kontrol butonunu bulmak bilmeyen birisi için oldukça güç. Ses sisteminin sağ üst tarafında duran kocaman buton yol bilgisayarını kontrol ediyor. Araç içerisinde gözümüze çarpan tek ergonomik problemin bu tuş olduğunu söylemeliyiz. Kromajlı otomatik vites kolunun önüne yerleştirilmiş USB ve i-Pod bağlantılarıyla her medya ortamından müzik dinlemek mümkün kılınmış. Sınıf ortalamalarında diz mesafesi sunan aracın bagaj hacmi 295 litre.



Motor
Test aracımızdaki 1.4 litrelik benzinli motor sessiz çalışan yapısıyla beğenimizi kazandı. 5500 d/d’da 100hp güç üreten motorun maksimum torku 140 Nm. 4 ileri klasik otomatik şanzımanla gücünü ön tekerlere ileten motor i20 Troy’u sabit durumdan 100 km/s hıza ulaştırmak için 12,9 saniyeye ihtiyaç duyuyor. Maksimum 172 km/s hıza ulaşan aracın fabrika verisi ortalama yakıt tüketimi 6.1 lt/100km. Ancak testimiz süresince i20 Troy ortalama 8.5 lt/100 km benzin tüketti. Klasik otomatik şanzımanın tepkileri ve hızı yeterli ancak bu konforun getirisi olarak bir miktar fazla yakıt tüketimine katlanmalısınız.
 
Konfor ve yol tutuş

Orta sertlikteki süspansiyonlarıyla konforlu yolculuklar sunan i20 Troy, opsiyonel olarak sunduğu ESP sisteminin de yardımıyla oldukça başarılı yol tutuşa sahip. Avrupalı rakiplerine benzer tepkiler veren süspansiyon sistemi ve başarılı şasisi i20’nin çok zorlanmadıkça çizgisinin dışına çıkmasını engelliyor. Aracın dengesinin bozulduğunda devreye giren ESP’de aracı yavaşlatarak tehlikelerin önüne geçiyor.
Sunduğu yeni donanımlar ve kaliteli iç mekanı ile daha fazla konfor sunan i20 Troy’da kullanıcısını rahatsız edecek bir nokta bulunmuyor. Klima performansını beğendiğimiz aracın ses sistemi ortalama kullanıcıları memnun edecek düzeyde. İç mekana hafif yol sesi alması dışında i20’nin yalıtımı da gayet başarılı.

Güvenlik
Hyundai i20, EuroNcap çarpışma testinden 5 yıldız alarak güvenliğini kanıtladı.
Yorum - Selim ERKEK

Türk otomobil endüstrisinin mihenk taşlarından olan Hyundai’ye, i20 Troy yatırımı nedeniyle teşekkür etmeliyiz. Teşekkürümüzü göstermenin en güzel yolu da bu problemsiz ve kaliteli araca sahip çıkmak olmalı. Markanın i30 ile başlayan Avrupai tasarımları, i20’de de kendisini gösteriyor. Ülkemizde üretilmesinin avantajını da sunan i20, en az Avrupalı rakipleri kadar iyi görünüp, onlar kadar konfor ve yol tutuşu sunuyor. Test aracımız ekonomiden çok konfor odaklı üretilmiş bir modeldi, ancak i20’nin dizel versiyonlarını seçip otomatik vitesin konforundan vazgeçerseniz ekonomi yapmanın keyfine varabilirsiniz.

20 Ekim 2010 Çarşamba

Mercedes E 250 CGI Cabrio: 'Güzelliği göz kamaştırıyor!'

Mercedes E 250 CGI Cabrio: 'Güzelliği göz kamaştırıyor!'

Lüks ve prestijin buluştuğu marka Mercedes, E Cabrio’yu elit müşterilerinin beğenisine sundu. Alman üretici bu sınıfta CLK ile temsil ediliyordu; ancak 2009 yılıyla beraber CLK üretim bantlarından indi. W212 kasa kodunu taşıyan yeni E serisi ise Coupe ve Cabrio karoser seçenekleriyle CLK’nın boşluğunu farklı bir model ismiyle doldurmayı başardı.

Tasarım

E serisini ok misali ön tasarımını birebir alan aracın ön kısmında yer alan her öğenin köşeli uç kısımları dikkat çekiyor. LED gündüz farlarıyla diğer araçlar tarafından daha çabuk fark edilen test otomobilimizin önündeki Mercedes yıldızı da fark edilmesinin diğer nedeni. Dinamik ön tasarımdan başlayan sportif çizgiler aracın profilinde de devam ediyor. Aslında E Cabrio’nun tasarımını üstü açık ve kapalıyken iki farklı şekilde değerlendirmek gerekir. Üstü açıkken tüm ihtişamını sergileyen araç, bez tavanı kapalı durumdayken daha mütevazı bir görünüme kavuşuyor. Mercedes bu otomobilde hard top kullanmak yerine soft top tercih etmiş. Arka kısımda LED stop grubu ve difüzör kullanılması aracın dinamizmini arttırmış.



İç mekan
Mercedes E serisi ile çok benzer bir iç mekana sahip olan E Cabrio, kullanıcısını şık görünümle karşılıyor. Emniyet kemerini ileriye doğru uzatan mekanizma sayesinde, bu tarz araçlarda işkence haline gelen emniyet kemerine ulaşma işini kolaylıkla yapabiliyorsunuz. Bir önceki jenerasyon E Serisi’ne oranla düşen iç mekan kalitesine rağmen konsol hala kaliteli. Orta konsolun üst kısmında yer alan büyük bilgi ekranı ses sisteminin görsel ekranı olarak görev yapıyor. Nostaljik radyolara yaptığı göndermeyle beğenimizi kazanan müzik sisteminin ses kalitesi de iyi. Deri koltukların kalitesi çok iyi ve E Cabrio’da airscarf sistemi bulunuyor. Soğuk havalarda bile cabrio araç keyfi yaşamanızı sağlayan bu sistem, üç kademeli olarak kontrol ediliyor. Test aracımızda sistemi ilk çalıştırdığımız anda hafif bir koku geliyordu ancak bunun herhangi bir zararı yok.


Motor
Test aracımızda 1.8 litrelik turbo beslemeli bir motora görev yapıyordu. Bu motor 5500d/d’de 204hp güç, 2000 ile 4300d/d arasında 310Nm tork üretiyor. Motorun en büyük özelliği geçmişte kompresör teknolojisi kullanan Mercedes’in bu motorda turbo teknolojisini kullanıyor olması. 7.8 saniyede E Cabrio’yu 100 km/s hıza ulaştıran ünite gücünü arka tekerlere iletmek için 5 kademeli klasik bir otomatik şanzımanı kullanıyor. Mercedes’in 7 ileri şanzımanını oranla oldukça eski kalan bu şanzıman motorun gücünü törpülemenin yanı sıra çok da hızlı tepkiler veremiyor. Ayrıca bu şanzıman yüzünden yakıt tüketimi bir miktar yüksek oluyor. Testimiz süresince 12 lt/100 km ortalama yakıt tüketen E Cabrio dikkatli kullanıldığında 8.5 lt/100 km ortalama tutturabiliyor.


Konfor ve yol tutuş
Mercedes’den beklenen konforu vermeyi başaran E Cabrio’nun rahat ön koltukları uzun yolculuklarda bile misafirlerini yormuyor. Ancak arka koltuklar sınırlı diz ve baş mesafesi yüzünden uzun yolculuklar için pek uygun değil. Süspansiyon sistemine çok yumuşak diyemeyeceğimiz araç konfor ile yol tutuşunu iyi bir şekilde harmanlamış. Aracın üstü açık konumdayken iç mekanda rüzgar sirkülasyonu cabrio keyfi yaşatmaya yetiyor ancak 70 km/s hızın üzerinde arka koltuklarda oturanlar gelen rüzgardan ciddi manada rahatsız edici oluyor. Rijit şasisi ile çok az burulma gösteren E Cabrio, bir cabriodan beklenen yol tutuşu sunuyor. Hızlı girilen virajlarda arkasını bırakma eğilimi olan aracın ESP sistemi çok etkili bir şekilde aracı yolda tutuyor. Ayrıca ESP’yi kısmı olarak kapattığınızda ufak eğlencelere izin veren E Cabrio daha güçlü bir motorla gayet agresif bir araç haline gelebilir.

Güvenlik
Mercedes E serisi EuroNcap çarpışma testinden 5 yıldız ile ayrıldı. E Cabrio’nun ayrı bir katılımı bulunmuyor.


Yorum - Selim ERKEK

Lüks sınıfta cabrio keyfini yaşamak istiyorsanız çok fazla seçeneğiniz yok. Mercedes bu seçeneklerin içinde en elit markalardan birisi… Aracın dış tasarımının etkileyiciliği kadar, iç mekanı da insana güven veren bir tasarıma sahip. Test aracımızdaki kaplamaların kalitesi birçok Mercedes kullanıcısını tatmin etmese de kesinlikle kalitesiz değil. E cabrio, birçok cabrio aracın iç mekanında duyduğunuz çıtırtı seslerini en aza indirgemiş bir model. Bunda şimdiye kadar gördüğümüz en kaliteli bez tavanlardan biri olan açılır tavanın katkısı büyük. Ayrıca güncel C serisinin şasisini kullanan aracın burulması da yok denecek kadar az. Bu sayede virajlarda da güven veren araç zorlandığı zaman önden kaymaya başlıyor. 204 hp güç üreten motoru E serisine ortalama bir performans sunuyor ancak şanzımanın 7G-Tronic’i arattığını söylemeliyim.


Teknik Özellikler
Motor:250 CGI 
Motor Hacmi:1796 cc 
Silindir Adedi:4 
Maksimum Güç:204hp 5500 d/d 
Maksimum Tork: 310 Nm 2000-4300 d/d 
Performans  
 0-100 km/s Hızlanma 7,8 s
 Maksimum Hız: 240km/s
   
Frenler  
 Ön:Hava kanallı Disk
 Arka:Disk
   
Yakıt Türü Benzin
Yakıt Tüketimi  
 Şehir İçi:11,2 lt
 Şehir Dışı:6,4 lt
 Karma:8,2 lt
 Test:12 lt
   
Boyutlar  
 Uzunluk:4698 mm
 Genişlik:2015 mm
 Yükseklik:1398 mm
 Dingil Mesafesi:2760 mm
 Bagaj Hacmi:300-390 lt
 Yakıt Depo Kapasitesi:66/8 lt
 Boş Ağırlık:1695 kg
 Lastik Boyutu:235/45 R 17 

 

Mazda3 1.6 MZ-CD Touring: 'Keşke daha erken gelseydi!'

Mazda3 1.6 MZ-CD Touring: 'Keşke daha erken gelseydi!'

Şimdiye kadar hep tasarımıyla ön plana çıkmaya çalışan Mazda3, yeni motorlarıyla birlikte ekonomiyi de kullanıcılarına sunuyor. Mazda 323’ün yerini alan modelle ilk olarak 2004 yılında tanışmıştık. Akıcı tasarım detaylarıyla süslenmiş araç rekabet ettiği modellerin bir adım ötesinde duruyordu.
Ancak Mazda3, dizel motor seçeneğinin eksikliği ve benzinli motorunun yeterince verimli olmaması yüzünden ülkemizde beklenen satış rakamlarına ulaşamadı. Geçtiğimiz yıl tanıştığımız ikinci jenerasyon yine çok çekici bir tasarımla geldi ama bu sefer alternatif motor seçenekleri de vardı… Bunların içerisinde ülkemiz için en önemlisi 1.6 litrelik dizel motor geçtiğimiz aylarda satışa sunuldu.




Tasarım
Selefinin tasarım detaylarını çok fazla bozmadan devam ettiren Mazda3 eskisine oranla daha geniş görünen bir otomobil. Mazda’nın gülen yüzüne kavuşmuş olan aracın ön tampon tasarımı gerçekten çok başarılı. Sis farlarını çevreleyen plastik kapakların dizaynı bile Mazda3’ün ruhuna sportiflik katmaya çalışıyor. Mercekli farlarıyla keskin bakışlara sahip aracın arka stopları da kaşlarını çatmış gibi duruyor. Arka tamponun siyah alt kısmı aracın arkasına hareket katmış. Kırmızı beyaz renkli stop grubunun görünümü kesimlikle çok iddialı ve makyajlı Toyota Corolla’daki gibi ucuz görünmüyor. Mazda3 sınıfının en uzun modellerinden biri. 4460 mm’lik uzunluğuyla Ford Focus HB’den 12,3 cm, VW Golf’den 26,1 cm, Peugeot 308’den 18.4 cm ve son olarak Renault Megane’dan ise 16,5 cm daha uzun.






İç mekan
Mazda3’ün iç mekanına geçtiğimizde klasik Mazda çizgilerini buluyoruz. Derine konumlandırılan göstergeler ilk dikkati çeken detaylardan. Orta konsolun üstünde bulunan iki bilgi ekranı renklerinin farklı olması nedeniyle iç mekanın ahengini bozuyor. Ayrıca bu ekranlar gece yolculuklarında ön cama yansıyorlar. 3 kollu deri direksiyonun kalite hissi iyi. Ayrıca üzerinden ses sistemi ve yol bilgisayarı kontrol ediliyor. Şık orta konsolun mavi aydınlatmaları geceleri Mazda3’ün iç mekanına renk katıyor ve ses ayarı ile oynandığında ritmik olarak yanıp sönüyorlar. İç mekanın genelinde malzeme kalitesi tatminkar, ergonomik bir sorun bulunmuyor.




Motor
Mazda3 dizel motora kavuşmasını Mazda’nın Ford ile olan ortaklığına borçlu. Tabi bu motorun da PSA-Ford ortaklığında geliştirildiğini düşünürsek Mazda’nın kaputunun altında birçok markanın emeğinin geçtiğini söylemek yanlış olmaz. 1.6 litrelik MZ-CD motor 4000 d/d’da 109 hp güç ve 1750 d/d’da 240 Nm tork üretiyor. 5 ileri manuel şanzımanla gücünü ön tekerlere ileten motor soğukken sesli çalışıyor. Güç ünitesi Mazda3’ü 0’dan 100 km/s hıza ulaştırmak için 11 saniyeye ihtiyaç duyuyor. Alt devirlerde bile canlı olan bu motorun tek dezavantajı şehir içi tüketim verileri. Şehir içinde ortalama 6.9 lt/100 km yakıt tüketen motor uzun yolda ise 5 lt/100 km ortalama tüketim değerlerini tutturdu. Tabi bu değer bile fabrika verisinin yaklaşık 1,2 litre üzerinde.






Konfor ve yol tutuş
Ford C1 platformunu kullanan Mazda3, kompakt sınıfın en iyi yol tutan modellerinden biri olan Focus ile platform kardeşi. Hızlı girilen virajlarda kontrollü şekilde kayan Japon’un ESP sistemi hızlı bir şekilde müdahale ediyor ve araç yola dönüyor. Mazda3’ün elektrik destekli direksiyonunun hassasiyeti insanı bol virajlı yollarda mest ediyor. Yüksek süratlerde bile son derece stabil olan aracın frenleri de güvenlik sınırları içerisinde bir performans sergiliyor.
5 kişinin rahatlıkla yolculuk edebileceği iç mekanda kullanılan malzemelerin kalitesi yolculuk konforunu arttırıyor. Rahat koltukların yan destekleri de bu sınıf için yeteri kadar iyi. Yolculuk esnasında içeriye az miktarda motor sesi geliyor fakat yol sesi konusunda Mazda’nın kat etmesi gereken daha çok yol var. Son olarak aracın klima sisteminin performansını çok beğendiğimizi söylemeliyiz.






Güvenlik
Mazda3, ilk jenerasyonunun EuroNcap çarpışma testinde aldığı 4 yıldızı yeni jenerasyonda 5 yıldıza yükseltmeyi başardı. Mazda3, sürücü, yolcu, yan ve perde hava yastıklarını ayrıca ESP sistemini standart olarak sunuyor.





Yorum - Selim ERKEK


Kompakt HB’leri en yakışıklısı sonunda dizel motoruna kavuştu. Ford, Peugeot, Citroen ve Volvo modellerinden tanıdığımız 1.6 litrelik ünite Mazda3’de de iyi işler çıkarıyor. Şehir içinde bir miktar yüksek kalan yakıt tüketimine rağmen benzinli kardeşine oranla önemli bir tasarruf sağlayacak modelin satmaması için hiçbir neden bulunmuyor. Zengin donanımı, tasarımı ve ekonomik motoruyla bu sınıfın zirveye oynaması gereken modellerinden biri olan araç, Mazda’nın sorunsuzluk imajını da arkasına alarak çok iyi satış rakamlarına ulaşabilir. Zevk alarak kullandığım aracın sert vites geçişleri hoşuma gitse de şehir içi dur kalk trafikte yorucu olabiliyor.






Teknik Özellikler
Motor:1.6 MZ-CD 
Motor Hacmi:1590 cc 
Silindir Adedi:4 
Maksimum Güç:109hp 4000 d/d 
Maksimum Tork: 240 Nm 1750 d/d 
Performans  
 0-100 km/s Hızlanma 11 s
 Maksimum Hız: 187 km/s
   
Frenler  
 Ön:Hava kanallı Disk
 Arka:Disk
   
Yakıt Türü Dizel
Yakıt Tüketimi  
 Şehir İçi:5,8 lt
 Şehir Dışı:3,8 lt
 Karma:4,5 lt
 Test:5,4 lt
   
Boyutlar  
 Uzunluk:4460 mm
 Genişlik:1755 mm
 Yükseklik:1550 mm
 Dingil Mesafesi:2640 mm
 Bagaj Hacmi:340 lt
 Yakıt Depo Kapasitesi:55 lt
 Boş Ağırlık:1180 kg
 Lastik Boyutu:205/55R16

 

BMW 3.16 Otomatik: 'Sınıfının En Sportif Görüneni!'

BMW 3.16 Otomatik: 'Sınıfının En Sportif Görüneni!'

BMW 3 serisinin 1975 yılında başlayan macerası beşinci jenerasyonu ile devam ediyor. Ülkemizde özellikle dördüncü jenerasyonunda altın dönemini yaşayan 3 serisi, her zaman sportifliği ile ön plana çıktı. Son jenerasyonun eleştirilen arka kısmını geçen yıl yaptığı makyajla değiştiren firma, aracın genelinde de ufak tefek değişiklikler yaptı.
Tasarım
Chris Bangle’ın başlattığı tasarım anlayışıyla şekillendirilmiş E90 kasa kodlu seri, bazı kesimler tarafından olukça fazla eleştirilmişti. Tabi bu eleştirilerin bu kadar fazla olmasının sebebi bize göre bir önceki jenerasyon E46’nın çok başarılı bir tasarıma sahip olmasıydı. 2009 yılında yapılan makyaj operasyonunda aracın en çok eleştirilen bölümü olan arka kısım, E46 ile E90 harmanlanarak oluşturulmuş bir tasarıma kavuştu. Bir BMW klasiği haline gelen angel far halkalarının ve büyük BMW böbreğinin öne çıktığı ön kısım aracın sportifliğini çok iyi bir şekilde vurguluyor.

İç Mekan
3 serisi sürücüsü, kolay kontrol edilen koltuk ayarlarını ve direksiyon ayarını yaparak kendine uygun sürüş pozisyonu bulmakta zorlanmıyor. Birçok araca göre küçük olan 3 kollu direksiyon simidinin arkasında artık bıkkınlık vermeye başlayan klasik BMW göstergeleri bulunuyor. Aslında gayet başarılı olan bu gösterge grubu biraz daha süslenmiş olsa hiç fena olmazdı. Son derece sade bir konsola sahip 3 serisinin müzik sistemi ve klima ayarlarını yapmak oldukça kolay. Orta havalandırmaların arasına konumlandırılan düğmelerden biri merkezi kilidi kontrol ederken diğeri ESP’yi kontrol ediyor.  Start stop düğmesi ile çalışan motoru ateşleyebilmeniz için anahtarı yuvaya sokmanız gerekiyor. 3 serisinin arka kısmı iki kişi için yeterli yaşam alanını sunabiliyorken ortada oturacak üçüncü kişi. Yüksek şaft tüneli sebebiyle pek rahat edemiyor.

Motor
BMW 3 serisinin en güçsüz motoruna sahip olan test aracımız1.6 litrelik motoruyla düşük vergi diliminde yer almanın avantajını yaşıyor. 6000 d/d’da 116 hp güç üreten motor, maksimum torku 150 Nm’yi 4300 d/d’de veriyor. 0-100 km/s hızlanmasını 13.4 saniyede gerçekleştiren aracın maksimum hızı 203 km/s. 6 ileri otomatik şanzımanla gücünü arka tekerlere ileten motorun yakıt tüketim değerleri çok da etkileyici değil. Fabrika verisi şehir içi yakıt tüketimi 11 lt/100 km iken şehir dışı tüketim ise 6.2 lt/100 km. Bizim testimiz süresince 3.16, 100 km’de ortalama 11.2 litre yakıt tüketti. Performans beklentisi olmayan kullanıcılara hitap eden 3.16’nın otomatik vitesinde bulunan spor modu çok fazla işe yaramıyor.

Yol tutuş ve konfor
Sert bir süspansiyon sistemine sahip olan 3 serisinin sportiflik ile konfor arasındaki bölgeden sportifliğe daha yakın olduğu görülüyor. Yeterli yan destek sunan ön koltuklarda yolculuklar oldukça rahatken, arka kısımda bir miktar sıkışıklık söz konusu. 50:50 ağırlık dağılım oranına sahip 3 serisinin alüminyum ön aksı ve beş kollu arka aksı arasındaki ağırlığın aynı olması aracın yol tutuşunu üst limitlere çekiyor. Mükemmel bir direksiyon hassasiyetine sahip aracın manevra kabiliyeti de çok iyi. Ancak sert direksiyonun herkesin hoşuna gitmeyebilir. Orta konsolda bulunan DTC tuşuna ilk basıldığında göstergelerde DSC ışığı yanıyor ve aracın stabilite programı devreden çıkıyor. Bu tuşa basılı tuttuğunuzda ise çekiş kontrolü de tamamen devreden çıkmış oluyor. Arkadan kayma eğilimi olan aracın DSC sistemi hafif kaymalardan sonra hafif müdahalelerle aracın yolunu bulmasına yardım ediyor.

Güvenlik
BMW 3 serisi girdiği EuroNcap çarpışma testinden 5 yıldız ile ayrıldı.

Yorum-Selim ERKEK-arabam.com


Makyajdan sonra çirkin stop grubunu sihirli bir değnek değmişçesine değiştiren 3 serisi, premium sınıfın gerekliliği olan otomatik vites opsiyonu ile birlikte daha iyi satış rakamları yakalayacaktır. 1.6 litrelik motoru içinse pek iyi şeyler söyleyemeyeceğim. Çağın gerisinde kalmış bir motor olarak gördüğüm motor son dönemini yaşıyor. Zaten birçok ülkede BMW bu motoru satışa sunmuyor. BMW gibi harika motorlar sunan bir markanın küçük hacimli aşırı beslemeli motorlarının gelmesi bu kadar gecikmemeliydi. Mercedes’in C180 K’da sunduğu kompresörlü motorun performansı bu sınıf için alt değer olmalı diye düşünüyorum. BMW 3 serisinde istediğimiz performansı verecek küçük hacimli motorlar için altıncı jenerasyonu beklemeliyiz. Motorun zayıflığı dışında eleştirilecek bir noktanın olmadığı aracın yol tutuşu ve yüksek hızlarda verdiği güven hissi üst düzeyde. Son olarak aracın kapı kollarının altına yerleştirilmiş mini ledler, geceleri araca çok şık bir görüntü katıyor.

 

21 Eylül 2010 Salı

Mercedes E63 AMG: 'Sofistike Güç Paketi!'

Mercedes E63 AMG: 'Sofistike Güç Paketi!'

18 Eylül 2010 10:30:00
Dünyanın ilk otomobilini üretmiş olan Mercedes Benz’in sportif kanadını oluşturan AMG, hep heyecan uyandıran otomobiller üretti. Mercedes modellerinin motorunu, şanzımanı, süspansiyon sistemini ve daha birçok yürüyen aksamını kendine has şekilde geliştiren AMG, performans ve prestiji bir arada isteyen müşterilerin hizmetinde.
Tasarım


Mercedes E serisinden tasarım olarak çok farklı görünmeyen test aracımız performansına oranla çok mütevazi bir çizgiye sahip. Otomobil meraklılarının ayırt edebileceği farklılıklara sahip olan E63 AMG kimliğini gizleyen bir araç. Normal bir E serisinden büyük jantlarının arasından görünen AMG logolu fren kaliperleri, AMG logolu 4 egzoz çıkışı ve hafif farklı tampon tasarımıyla ayrılan aracın arka bagaj kapağında ve ön çamurluklarında da AMG  logoları bulunuyor. 
 
İç mekan
 
E63 AMG’nin zayıf kardeşlerine olan benzerliği iç mekanda da devam ediyor. Normal E serisinden farklı görünen tek bölüm orta konsolun alt kısmı. AMG mühendisleri, standart E serilerinde direksiyonun arkasına konumlandırılmış olan vites kolunu alışık olduğumuz yere çekmişler. Park moduna ufak bir düğme yardımıyla geçen 7G-Tronic şanzımanın comfort, sport, sport+ ve manuel modları bulunuyor. Vites kolunun yanındaki 3 butonun üstündeki çevirmeli kumanda sayesinde bu ayarlardan istediğinizi seçebiliyorsunuz. Bu kumandanın altında E63 AMG’yi dizginlemeye yarayan ESP butonu yer alıyor. En gelişmiş ESP sistemi olan ESP Premium’u kullanan otomobilde sistem tamamen kapatılabiliyorken, ESP Sport modu sayesinde ufak kaymalar da yaşayabilirsiniz. Bunun altındaki buton ise AMG’nin özel tasarladığı süspansiyon sisteminin sertliğini iki kademeli olarak kontrol etmeye yarıyor. En altta bulunan AMG logolu buton, bütün bu ayarları yapmaya uğraşmadan sportif bir sürüş için gerekenleri hızlı bir şekilde yapmayı sağlıyor. 320 km/s kadranı ve vites kolunun konumunu saymazsak, E serisinden bir farkı olmayan aracın yaşam alanı çok ferah. Arka kısımda geniş bir diz mesafesi sunan E63 AMG’nin bagaj hacmi tam 540 litre. 
 
Motor
 E63 AMG’nin 260.170 Euro’luk fiyatının en büyük sebebi 6.3 litrelik V8 motoru. 2010’da yılın motoru ödülünü alan bu atmosferik motor dünyanın en güçlü V8’i olma özelliğine sahip. Motor kaputunun altında bütün ihtişamıyla duran motor 6800 d/d’da ürettiği 525 hp gücü arka lastiklere iletmek için 7G-Tronic şanzımanı kullanıyor. 5200 d/d’da 630 Nm tork üreten ünite 1840 kg ağırlığındaki aracı 0’dan 100 km/s hıza ulaştırmak için 4.5 saniyeye ihtiyaç duyuyor. Bu rakam Porsche 911’in PDK şanzıman ve Sport Chrono paket ile 100 km/s hıza ulaştığı süre ile aynı. Maksimum hızı elektronik olarak 250 km/s olarak sınırlandırılmış aracın limitleri çok daha yüksek. Yüksek performansın getirisi olarak oldukça fazla yakıt tüketimine sahip E63 AMG, üretildiği amaca hizmet edecek şekilde kullanıldığında 100 km’de ortalama 20 litrenin üzerinde benzin tüketiyor. Şehirlerarası yakıt tüketimi 9,1 litreyi yakalamak içinse çok sabırlı olmanız gerekli. Biz o kadar sabırlı olamadığımızdan aracın test tüketimi 17 lt/100 km olarak gerçekleşti. 
 
 
Konfor ve yol tutuş
Ayarlanabilir süspansiyonları sayesinde kaya gibi sert süspansiyon sistemine sahip olabilen E63, gerekli ayarlar yapıldıktan sonra konforlu bir uzun yol arabasına dönüşebiliyor. Test aracımızdaki dinamik olarak şişen ön koltuklar, virajın sizi yatıracağı tarafı şişirerek koltuğun dışına savrulmanızı engellerken bir yandan da masaj yapma kabiliyetine sahipler. Sessiz iç mekan, gaz pedalına sert dokunuşlarınızda çıkan V8 homurtuları ve eşsiz egzoz sesi ile bozuluyor. Bu kadar hızlı araçlarda alışık olmadığımız şekilde 5 kişilik geniş bir yaşam alanı sunulması, bu aracı tam bir aile sporcusu haline getiriyor.
AMG modellerinin süspansiyon ve direksiyon sistemlerinin farklı olmasının avantajları araçla yola çıkınca hemen anlaşılıyor. Çok net çalışan direksiyon sistemi aracın büyük boyutlarına rağmen kontrolünüzden çıkmasını engellemeye çalışırken, süspansiyon sistemi de harika tepkileriyle E63’ün limitlerini yükseklere çekiyor. Normal yol koşullarında limitlerini zorlayamayacağınız aracın asıl maharetlerini görmek istiyorsanız mutlaka bir piste girmelisiniz.
 
Güvenlik
Mercedes E serisi, EuroNcap çarpışma testinden 5 yıldız alarak ayrıldı. E63 AMG’nin teste ayrıca bir katılımı bulunmuyor. 
 
 
 
 
 
 
Yorum - Selim ERKEK


E63 AMG’nin mühendislik harikası motoru seri üretime geçen en güçlü V8. Ancak atmosferik motorlar ömrünü yavaş yavaş tamamlıyorlar ve Mercedes de bu motorun yerine çift turbolu yeni bir motor geliştirdiğini duyurdu. Muhteşem sesi ve inanılmaz çalışma karakterini yeni modellerde göremeyecek olmak üzücü. 7G-Tronic şanzımanın hızlı tepkileri sayesinde gecikme olmadan 525 hp gücü arka diferansiyele aktaran aracın 0-100 km/s hızlanması çok etkileyici. Tabi büyük kütlesi nedeniyle 100-200 km/s hızlanması benzer güçteki hafif spor araçlara oranla bir miktar daha yavaş. Tüm AMG modelleri gibi çok yüksek viraj limitleri olan E63’ün elekronik stabilite programı aracın savrulmasından çok, fazla güç nedeniyle oluşan patinajları engellemeye yarıyor. ESP’yi kapalı konuma getirdiğinizde inanılmaz keyifli anlar yaşatan AMG motoru, bir o kadar da tehlikeli olabiliyor. Otomobili ulaşım aracından çok daha fazlası olarak görenler için üretilmiş E63 AMG, içerisindeki 5 kişinin konforlu bir şekilde 14,4 saniyede 200 km/s hıza çıkabildiği bir otomobil. Konforlu diyorum çünkü Mercedes hiçbir otomobilini safkan sporcu olarak çıkarmıyor. E63 AMG’de teknik verilerine baktığınızda düşündüğünüz konfordan fazlasını sunuyor. Otomobilin fiyatı, yakıt tüketimi ve vergisinden bahsetmeye hiç gerek duymuyorum. İmkanınız varsa bu mühendislik harikasının tadına bakmalısınız. 
 

 
 
 
 
 
 
Teknik Özellikler
Motor:6.3 AMG 
Motor Hacmi:6208 cc 
Silindir Adedi:V8 
Maksimum Güç:525hp 6800 d/d 
Maksimum Tork: 630 Nm 5200 d/d 
Performans  
 0-100 km/s Hızlanma 4,5 s
 Maksimum Hız: 250km/s(Elektronik sınırlı)
Frenler  
 Ön:Hava kanallı Disk
 Arka:Hava kanallı Disk
   
Yakıt Türü Benzin
Yakıt Tüketimi  
 Şehir İçi:18,7 lt
 Şehir Dışı:9,1 lt
 Karma:12,6 lt
 Test:17 lt
   
Boyutlar  
 Uzunluk:4891 mm
 Genişlik:2071 mm
 Yükseklik:1442 mm
 Dingil Mesafesi:2874 mm
 Bagaj Hacmi:540 lt
 Yakıt Depo Kapasitesi:80 lt
 Boş Ağırlık:1840 kg
 Lastik Boyutu:235/45 R 17 

Alfa Romeo Giulietta 1.6 JTD Distinctive JTDm: 'Romeo’nun ‘Giulietta’ aşkı!'

İtalyan üretici Alfa Romeo’nun 1954’de yılında tanıttığı ve on bir yıl boyunca üretilen modeli efsane Giulietta, takvimler 2010’u gösterirken küllerinden doğdu. Markanın kompakt HB sınıfındaki temsilcisi 147’nin yerini alan Giulietta, farklı tasarımıyla müşteri çekmeyi planlıyor. 1.6 litrelik dizel motorun avantajını satışlarına yansıtmayı başaran Giulietta ile Alfa Romeo pekte başarılı olamadığı kompakt sınıfta tekrar şansını deniyor.
Tasarım
Giulietta’nın ön tasarımında ilk dikkati çeken, ana aydınlatma grubu içerisindeki LED tipi gündüz farları… Büyük Alfa Romeo ızgarası kaput üzerinden gelen iki çizginin birleştiği yerde bulunuyor. 17 inçlik jantların üzerinde duran Giulietta’nın arka kapı açma kollarlının farklı konumu profil görünümünün şıklığını arttırmış. Çok şık görünen arka kısımda stopların ortasındaki büyük Alfa Romeo logosu ve altındaki Giulietta yazısı aracın kimliğini dışa vuruyor. Ayrıca bu logo aynı zamanda bagaj açma düğmesi olarak işlev görüyor. Alfa Romeo Giulietta, çok yakın akrabası Fiat Bravo’dan 1,5 cm, Volkswagen Golf’den ise 15,2 cm daha uzun. Bu sınıfın en büyüklerinden biri olan Mazda 3 ise Giulietta’dan 10,9 cm daha uzun.

İç mekan
Alıştığımız Alfa Romeo iç mekanlarından daha farklı bir havanın hakim olduğu ön konsolda ses sisteminin olduğu bölüm fazla sade kalmış. Sis farlarını, start&stop sistemini ve merkezi kilidi kontrol etmeye yarayan şalter benzeri tuşların kullanımı gayet rahat. Bu tuş grubunun altındaki klima kontrol butonları ise büyük kontrol kumandalarıyla kolay kontrol edilebilmenin yanı sıra görsel olarak da şık görünüyorlar. Vites topuzunun hemen önünde bulunan DNA şalteri ise dynamic, normal ve all weather modları arasından birini kendi sürüş tarzınıza göre seçmenize olanak sağlıyor. Fiat grubunun izlerinin görüldüğü direksiyonda ses sistemi kontrol butonları yer alıyor ve kullanımı gayet rahat. Derine konumlandırılmış göstergelerin gündüz ve farlar açıkken okunabilirliği iyi, ancak gösterge aydınlatmaları sürekli olarak açık olmadığından bazen göstergeler okunamıyor. DNA sistemi Dynamic moda alındığında göstergelerin ortasındaki dijital yol bilgisayarı ekranından turbo basıncını dijital olarak takip edebiliyorsunuz.

Motor
Fiat Power Train tarafından geliştirilmiş olan Multijet motorun 1.6 litrelik versiyonuna sahip olan test aracımız 4000 d/d’da 105 hp güç üretiyor. Bu motorun 120 hp güç üreten seçeneği Alfa Romeo Giulietta’da sunulmuyor. Fiat Bravo’dan da tanıdığımız motor 1750 d/d’da ürettiği 320 Nm torku ile 1385 kg ağırlığındaki Giulietta’yı hızlandırmakta zorlanmıyor. Gayet başarılı ara hızlanmalara da imza atan ünite gücünü 6 ileri manuel şanzıman vasıtasıyla ön tekerlere iletiyor. Şehir dışında aracın daha düşük devirli bir şekilde yol almasını sağlayan 6 ileri manuel şanzımanın, standart olarak sunulan start&stop sisteminden daha fazla ekonomi yaptırdığı açık. Testimiz süresince 100 km’da 5.9 litre ortalama yakıt tüketen Giulietta’nın tüketim değerlerini 7 litrenin üzerine çıkarmak veya 5 litrenin altında tutmak çok zor değil.

Yol tutuş ve konfor
Test aracımızdaki deri kaplı koltuklar sportif sürüşler için yeterli yan desteği sunarken, uzun yolculuklarda sunduğu konfor ile daha az yorulmamıza sebep oldu. Sert olmayan süspansiyonları Giulietta’nın içerisine yansıyan darbeleri başarılı bir şekilde emiyor.
Son derece gelişmiş ayarlara sahip olan DNA sistemi tüm Giulietta’larda standart olarak sunuluyor. Aracın sürüş karakterini, sürücünün stiline ve yol şartlarına göre değiştiren sistem her şartta güvenli yolculuklar sunmayı hedefliyor. DNA sisteminin araç üzerinde yaptığı değişiklikleri Avrupa’da sunulan navigasyonlu modelde daha ayrıntılı bir şekilde görmek mümkün. Test aracımızda ise sadece yol bilgisayarında çıkan uyarılarla modların değiştiğini anlayabiliyorduk. Hızlı girilen virajlardan bile alnının akıyla çıkan Giulietta, yol tutuş konusunda beğenimizi kazandı. Fren performansını da beğendiğimiz Giulietta, sınıfındaki birçok rakibinden daha iyi frenlere sahip.


Güvenlik
Alfa Romeo Giulietta, bu yıl girdiği EuroNcap çarpışma testinden 5 yıldız ile ayrılarak güvenliğini kanıtladı.








Yorum - Selim Erkek / arabam.com
Alfa Romeo Giulietta’nın arka tasarımını inanılmaz beğeniyorum. Ancak ön kısım için aynı şeyleri söylemem pek mümkün değil. Bunu paylaştığım birçok kişinin aynı fikirde olmadığını gördüğümde zevklerin tartışılmaması gerektiğini bir kez daha anladım. Giulietta’da aklımda kalan en önemli nokta DNA sistemi. Dynamic modunda araçta kullanılan elektronik diferansiyel devreye giriyor ve ESP sistemi daha sportif bir sürüşe izin veriyor. Aracın direksiyon ve gaz tepkileri de belirgin şekilde iyileşiyor. Ancak bu kadar iyileşmeye rağmen yine de bir miktar yapaylık hissettim. DNA sistemine çok iyi diyebilmemiz için en ufak tepkilerimizi istediğimiz hızda yola yansıtabilmesi lazım. Elektronik sistemlerin de katkılarıyla, Giulietta’nın viraj limitleri sınıfının en iyilerinden biri. Oldukça fazla zorlamama rağmen Elektronik Stabilite Programına sadece birkaç yerde iş düştü. Tabi DNA’yi All Weather moduna aldığınızda ESP çok daha etkin çalışarak aracın sınırlarını zorlamanıza izin vermiyor.


Teknik Özellikler
Motor:1.6 JTDm 
Motor Hacmi:1598 cc 
Silindir Adedi:4 
Maksimum Güç:105hp 4000 d/d 
Maksimum Tork: 320 Nm 1750 d/d 
Performans  
 0-100 km/s Hızlanma 11,3s
 Maksimum Hız: 185km/s
   
Frenler  
 Ön:Hava kanallı Disk
 Arka:Disk
   
Yakıt Türü Dizel
Yakıt Tüketimi  
 Şehir İçi:5,5 lt
 Şehir Dışı:3,7 lt
 Karma:4,4 lt
 Test:5,9 lt
   
Boyutlar  
 Uzunluk:4351 mm
 Genişlik:1798 mm
 Yükseklik:1465 mm
 Dingil Mesafesi:2634 mm
 Bagaj Hacmi:500/1300 lt
 Yakıt Depo Kapasitesi:60 lt
 Boş Ağırlık:1385 kg
 Lastik Boyutu:205/55 R17

14 Eylül 2010 Salı

Ford Focus RS: 'Hedef performans, gerisi teferruat!'

Üretilen ilk RS, Ford Escort RS’in üzerinden tam 40 yıl geçti. Ralli parkurlarında kazandığı başarılarla insanların aklına RS harflerini kazıyan model şimdi torunlarıyla yollarda.
 Ford Focus RS ismini 2002 yılında duyduk. İlk jenerasyon Ford Focus’un yol tutuş konusundaki namını daha da ileriye taşıyan Focus RS, o yıllarda 2.0 litrelik motorundan 217 hp güç ve 310 Nm tork üretiyordu. İkinci jenerasyon RS için ise tam 7 yıl beklemek zorunda kaldık. 2009’de tanıtılan ikinci jenerasyon, eskisine oranla çok daha güçlü bir motorla karşımıza çıktı. Yeni motor Volvo’dan alınan 5 silindirli motorun geliştirilmesiyle ortaya çıkarılmış.

Tasarım
Focus RS’in performans odaklı yapısı tasarımında da önemli değişikliklere neden olmuş.Daha fazla soğutma ihtiyacı duyan motor için, daha geniş havalandırma girişleri olan şişkin bir tampon tasarlanmış. Farların altındaki ve kaputun üzerindeki hava girişleri de aracın soğutulmasına yardımcı olması için düşünülmüş. RS logosu öndeki Ford ambleminin yanında, yan hava girişlerinin üzerinde ve bagaj kapağında kendini gösteriyor. Dışarıya doğru şişirilmiş dodikleriyle standart Focus’a oranla daha kaslı görünen RS’in arka tasarımında, ralli parkurlarından alınmış gibi görünen büyük spoyler dikkat çekiyor.

İç mekan
Focus RS’in heybetli Recaro koltuklarına oturduğunuzda çok tanıdık gelen iç mekanın birkaç ufak ayrıntı ile renklendirilmeye çalışıldığını göreceksiniz. İç mekanda kullanılan malzeme kalitesine, ergonomik detaylara bu testte hiç girmiyoruz, zira RS müşterilerinin bu detaylar hiç umurunda değil. Orta konsolun üzerine yerleştirilen turbo ve yağ basıncı göstergesi eğlenceli bir detay. RS logolu direksiyon simidi ele çok iyi oturuyor ve araçla aranızda sağlam bir bağ kurmanızı sağlıyor. Anahtarsız çalıştırma özelliğine sahip RS’in kalbine güç vermek için el freninin hemen solundaki Ford Power düğmesine basıyorsunuz. Bu tarz spor araçların birçoğunun aksine arkada yeterli diz mesafesi sunan RS’de 4 kişi sıkışmadan yolculuk yapmak mümkün.

Motor
Ford Focus RS’in motor kaputunun altında oldukça hırçın bir ünite yatıyor. Volvo’dan alınmış 5 silindirli 2.5 litrelik motor, İngiltere’deki Ford TeamRS mühendisleri tarafından geliştirilmiş. Yeni silindir başı contası, özel piston, piston kolu ve eksantrik milinin yanı sıra aracın emme ve egzoz manifoldu da tamamen yeni tasarlanmış. Borg Warner’ın en gelişmiş turbolarından birini kullanan RS motoru 6500 d/dk’dan 7050 d/dk’ya kadar tam 305 hp güç üretiyor. 2300-4500 d/dk aralığında 440 Nm tork üreten ünite 1,5 tonluk RS’i ok gibi ileriye fırlatıyor. Gücünü yola aktarmak için Quaife helezon sınırlı kaydırmalı diferansiyel sistemini kullanan RS, ilk iki viteste gücünü sağlıklı şekilde yere iletmekte zorlanıyor. Gelişmiş bir kalkış sistemi de barındıran RS, araç durur durumdayken ayağınız debriyajda birinci vitese attığınızda, gazı sonuna kadar bassanız bile motor devrini 3500 d/dk civarında sabitleyerek en iyi kalkışı yapmanızı sağlıyor. 0’dan 100 km/s hıza ulaşmak için 5,9 saniyeye ihtiyaç duyan RS, maksimum 263 km/s hıza ulaşabiliyor. Yakıt tüketiminde bu performanstaki araçların birçoğu gibi oldukça müsrif olan Focus RS testimiz süresince ortalama 15 lt/100 km yakıt tüketti. Bu değeri sakin kullanımda bile 12 lt/100 km’nin altına çekemedik.

Yol tutuş ve konfor
Test yazılarımızın bu bölümünde araçların yol tutuş özelliklerini ve konfor durumlarını anlatıyoruz. Ancak RS için konfor bölümünü tamamen kaldırmak gerekiyor. Neredeyse bir ralli aracı kadar sert olan süspansiyon sistemi nedeniyle yoldaki en ufak bozuklukları içeriye yansıtan araç ciddi anlamda konforsuz. Kimin umurunda ki! Recaro spor koltuklara oturup marşa bastığınızda her şeyi unutuyorsunuz. Motor sesi o kadar etkileyici ki bu sesin içeriye yansıma derecesini kontrol etmenize imkan tanıyan bir sistem bile düşünülmüş. Üç farklı modu olan direksiyonu sport moduna getirdiğinizde en ufak tepkilerinizi olduğu gibi yola yansıtıyor. Viraj kabiliyeti çok iyi olan aracın sınırları da oldukça yüksek. Ford RevoKnuckle adı verilen süspansiyon sistemi McPherson süspansiyon sisteminden farklı olarak iki ayrı parçadan oluşuyor. Biri yine süspansiyon koluna bağlı olan parçalardan diğeri direksiyon hattına bağlı. Bu sayede lastiğin ekseni ile direksiyonun ekseni arasındaki farkı azaltan sistem, yüksek tork nedeniyle azalan direksiyon hakimiyetini ortadan kaldırmaya yardımcı oluyor.

Güvenlik
Ford Focus standart versiyonu ile girdiği EuroNcap çarpışma testinden 5 yıldız ile ayrıldı. Focus RS’in çarpışma testlerine ayrı bir katılımı bulunmuyor. Focus RS’de sürücü, yolcu, yan ve perde hava yastıkları standart olarak sunuluyor.

Yorum - Selim ERKEK

Ateşli hatchbacklerin en güçlülerinden biri olan Focus RS en güçlü önden çekişi sunan araç olarak lanse ediliyor. Ancak ben bu kadar güçlü bir aracın önden çekişli olmasını pek mantıklı bulmuyorum. Test aracımız ESP’si kapatıldığında ilk iki vitesin neredeyse tamamını patinajla geçiriyor. ESP açıkken bile patinaja düşen ön lastikler direksiyon kontrolünü de zorlaştırıyor. Focus RS ile virajlı bir yolda hızlanmaya çalışmak gerçekten zor. RS’in en çok zevk aldığım zamanlarıysa aracın 3. vitese atılıp patinajdan kurtulduktan sonraki hızlanma anlarıydı. 2.5 bar basınç üreten turbonun hava emerken çıkardığı sesler gerçekten çok kışkırtıcı. 0-200 hızlanmasını 20 saniye civarında tamamlayan aracın frenleri de bir o kadar başarılı. Bu safkan sporcuyu günlük hayatta kullanmak ise pek mantıklı değil. Çok sert olan amortisörler araç içerisindekilerden sağlam bir kondisyon bekliyor. RS’i hakkını vererek kullandığınızda sizin onu zorladığınız kadar o da sizi hırpalıyor. Araçtan indiğiniz zaman gerçekten yorulmuş oluyorsunuz. Tam bir viraj avcısı olan otomobil çok zorlandığında kontrollü şekilde arkasını bırakıyor fakat ESP hemen devreye girerek aracı yavaşlatıyor. Eğer eğlenceye devam etmek istiyorsanız direksiyonun önündeki ESP OFF butonuna kısa bir dokunuş yeterli oluyor. Karting araçlarındaki gibi kontrollü kaymalarla virajları alan RS, dikkatli kullanıldığında oldukça zevkli bir otomobil.

Teknik Özellikler
Motor:2.5 Duratec RS 
Motor Hacmi:2522 cc 
Silindir Adedi:5 
Maksimum Güç:305hp 6500 d/d 
Maksimum Tork: 440 Nm 2300-4500 d/d 
Performans  
 0-100 km/s Hızlanma 5,9 s
 Maksimum Hız: 263 km/s
   
Frenler  
 Ön:Hava kanallı Disk
 Arka:Disk
   
Yakıt Türü Benzin
Yakıt Tüketimi  
 Şehir İçi:13,4 lt
 Şehir Dışı:7 lt
 Karma:9,4 lt
 Test:15 lt
   
Boyutlar  
 Uzunluk:4402 mm
 Genişlik:1842 mm
 Yükseklik:1497 mm
 Dingil Mesafesi:2640 mm
 Bagaj Hacmi:385 lt
 Yakıt Depo Kapasitesi:62 lt
 Boş Ağırlık:1468 kg
 Lastik Boyutu:235/35 R19

7 Eylül 2010 Salı

Dacia Duster 4x2 1.5 dCi Laureate: 'Ekonomi araziye indi!'




Dacia’nın ilk SUV’si olma özelliğini taşıyan Duster, uygun fiyata sunduklarıyla müşteri kazanmaya çalışıyor. Renault ve Nissan alt yapılarını kullanan Duster’ın motorları Renault’dan, platformu ise Nissan’dan alınma. Nissan B platformunu kullanan araç yerden yüksek yapısı, ucuz kullanım giderleri ve makul satın alma fiyatıyla SUV düşünmeyen müşterilerin bile aklını çelebilir.
Tasarım
Duster, kaslı hatlarını olabildiğince ortaya çıkarmaya çalışan bir araç. Geniş çamurlukları ve düz burun yapısı aracın güçlü görünmesini sağlıyor. Test aracımızda ön ve arka tamponun alt kısımlarındaki gri bölge aracın arazi kabiliyetine gönderme yapıyor. Nikelajlı ön ızgara, tavan barları ve yan basamaklar da Duster’ı zengin gösteren öğeler. Duster’ın arka kısmında daha sade bir tasarımı tercih eden Rumen üretici, arka camları karartılmış olarak müşterisine sunuyor. SUV segmenti genellikle yüksek satış fiyatlı araçlardan oluşuyor ve doğal olarak bu araçların tasarımları için daha çok uğraş verilmiş oluyor. Fakat Duster göze hoş gelen tasarımı ve sağlam duran yapısıyla birçok SUV kullanıcısının beklentilerini karşılayacak bir tasarıma sahip. 4310 mm uzunluğa sahip Duster, Nissan Qashqai’den 2 cm daha kısa fakat 3,7 cm daha geniş bir araç. Duster, karşılaştırıldığı diğer model olan Skoda Yeti’den ise 8,7 cm uzun ve 2,7 cm daha geniş bir araç.

İç mekan
Duster’ın en zayıf noktası olarak iç mekanını değerlendirebiliriz. Diğer Dacia modellerinden tanıdık iç mekan birebir kopyalanarak Duster’a yerleştirilmiş. Çok sade ve basit görünen konsolun malzeme kalitesi de zayıf. Deri direksiyon, elektrikli ayna ve elektrikli arka camların opsiyonel olarak alındığı Duster’ın göze tanıdık gelmeyen tek noktası yeni ses sistemi. Direksiyondan kontrol imkanı veren ses sistemi MP3 desteğine de sahip. Geniş iç mekanda saklama gözü açısından çok başarılı olmayan aracın orta konsolunda kapaklı bir göz olsaydı hiç fena olmazdı. Ayrıca iç mekanda klasik Dacia ergonomik kusurlarına yenileri eklenmiş. Ön camların orta konsola konumlandırılan kontrol butonlarından sonra arka camların kontrol butonları da birinci faz Megane’lardaki gibi iki ön koltuğun ortasına konulmuş. Ayrıca el freni kolunun altına yerleştirilmiş elektrikli ayna kontrolünün yerini de pek ergonomik bulmadık. Ön ve arkada oturan yolcular için yeterli diz mesafesi sunan Duster, 475 litrelik bagaj hacmiyle büyük ailelerin ihtiyaçlarını bile rahatlıkla karşılayabiliyor.

Motor
Dacia modellerinin hepsinin kaputunun altında Renault’dan alınma üniteler görev yapıyor. Test aracımızdaki motor ülkemizde önemli satış rakamlarına ulaşmış dCi ünitenin 1.5 litre 85 hp’lik versiyonu. Duster’ın dizel 4x2 seçeneğinde bu versiyon, 4x4 seçeneğinde ise 110 hp’lik versiyon görev yapıyor. 5 ileri manuel şanzımanla gücünü ön tekerlere aktaran test aracımız, 3750 d/dk’da 85 hp güç, 1900 d/dk’da 200 Nm tork üretiyordu. 0-100 km/s hızlanmasını 13,9 saniyede gerçekleştiren Duster’ın maksimum hızı 155 km/s. Düşük tüketim değerleriyle beğenimizi kazanan dCi motor test aracımızda ortalama 5,5 lt/100 km yakıt tüketti.

Konfor ve yol tutuş
215/65 R16 lastikleri ve yumuşak yapılı süspansiyon sistemiyle yoldan gelen darbeleri iç mekana en az şekilde ileten Duster, asıl avantajını bozuk zeminlerde gösteriyor. Yüksek yapısı nedeniyle aracın altını vurma korkusu olmadan bozuk zeminlerde ilerleyebildiğimiz Duster, başarılı uzaklaşma ve yaklaşma açılarıyla da beğenimizi kazandı. Tabi aracın bu kısmı asıl marifetini 4x4 versiyonda gösterecektir. Sınırlarını zorlamadan kullanılması gereken Duster, önden kayma eğilimi gösteriyor. 4x4 dizel versiyonla beraber satın alınabilen ESP sistemi bütün donanımlarda olmalıydı. Gerçi ABS’nin bile standart olmadığı bir araçta ESP beklemek biraz abes kaçabilir!
Yumuşak yapısıyla konforlu yolculuklar sunan koltukların yanal desteği daha iyi olabilirdi. Ayrıca içeriye yansıyan motor sesi uzun yolculuklarda rahatsız edici boyutlara ulaşabiliyor.

Güvenlik
Dacia Duster, EuroNcap çarpışma testine henüz girmedi. Duster’da sadece sürücü hava yastığı standart olarak sunuluyor.


Yorum - Selim ERKEK

İşte insanların büyük beklentilerinin olduğu Dacia! 30 bin liranın altında satışa sunulan bu heybetli SUV’yi satın almak için showroomlara koşturanların bir kısmı hayal kırıklığı yaşayarak geri döndü. Gerek iç mekan kalitesi, gerekse donanımlar eklendikten sonraki fiyatı bazı insanları mutlu edemedi. Duster’ı tercih edenler, uçuk vergi ve yakıt masrafı ödemeden, makul fiyatlarla servis ve yedek parça hizmeti alabileceği bir SUV hayalini gerçeğe dönüştürüyorlar. Yerden yüksek yapısı sayesinde bozuk yollarda korkusuzca ilerleyebildiğimiz Duster’da, ekonomik üretim kaygıların neden olduğu birkaç ufak eksi var. Eğer araziye çıkmıyorsanız oldukça mantıklı bir tercih olan 4x2 versiyonu düşük yakıt tüketimiyle öne çıkıyor.

3 Eylül 2010 Cuma

Peugeot RCZ Carbon 1.6 THP Otm: 'Efsane olmaya aday!'

GTI akımının öncüsü Peugeot 1987 yılında piyasaya sürdüğü 205 GTI ile spor hatchback kavramını hayatımıza sokmuştu. 1,6 ve 1,9 litrelik iki motor seçeneği olan 205 GTI özellikle 1.9 litre 126 hp güç üreten motoruyla çok sevildi. 8,5 saniye civarında 100 km/s hıza ulaşan bu aracın yol tutuşu ve direksiyon tepkileri zamanına göre çok iyiydi. 205 GTI’ın aldığı olumlu tepkileri değerlendiren Peugeot, 106, 206 ve 306 modellerinin de GTI versiyonunu üretti. Her biri efsaneleşen bu modellerden sonra Peugeot efsaneleşecek yeni bir model daha üretti ‘RCZ’.
Tasarım
RCZ konsept halinden çok farklı olmayan bir tasarımla karşımıza çıktı. İlk dikkatimizi çeken ise RCZ’in tavan yapısı oluyor. Kabarık iki bombe ile sonlanan tavan yapısı test aracımızdaki siyah beyaz renk kombinasyonunda çok çekici görünüyordu. Dışarıya doğru çıkık geniş çamurluklar RCZ’in atletik imajını güçlendirerek kaslı bir görünüm çizmesini sağlıyor. Özellikle yan aynalardan arkaya baktığınızda görünen şişkin arka çamurluk hoş bir etki bırakıyor.
Bazı otomobillerin tasarımında belirli bölgelerin daha ön plana çıktığı olur. Kiminin önü çok iyi arka kısmı vasat iken, bazısında durum tam tersi olabiliyor. RCZ’de ise bu durumdan söz etmek mümkün değil. RCZ’in ön ve yan görünüşüne kusursuz dedikten sonra arka kısmı içinde aynı düşünceler içerisindeyiz. LED destekli stop grubu ve bagaj üstünden dışarıya doğru açılan spoyleri harika görünüyor.
Dikkat çekmek için RCZ iyi bir tercih! RCZ en büyük rakibi Audi TT’den 11,2 cm daha uzun,  ve 15.5 cm daha geniş. İki aracın da yükseklikleri 1252 mm.

İç mekan
Herhangi bir Peugeot’nun içine göre oldukça elit görünen kokpitteki hava, lüks coupeleri aratmıyor. Bu havanın oluşmasında çift dikişli deri kaplamaların payı çok büyük. Peugeot modellerinden tanıdık direksiyon simidi RCZ’de alt kısmı yuvarlak hale getirilmiş şekilde yer alıyor. Sinyal, silecek, ses sistemi ve hız sabitleyici kontrol butonları ise markanın diğer üyeleriyle aynı. Parlak siyah kaplamalı orta konsolun en dikkat çekici kısmı iki havalandırma ızgarasının arasındaki analog saat. RCZ içinde yolculuk edenlere daha elit bir hava sunması için özel dizayn edilmiş saat tek başına bunu başarmaya çalışıyor. İç mekandaki ortak parça kullanımının görüldüğü diğer bir yerde ses sistemi ve ekranı. Bu ikili kullanım zorluğu çektirmese de insan RCZ gibi özel bir otomobilde daha özel beklentiler içinde oluyor.
İnce minderli arka koltuklar aracın 2+2 olarak adlandırılmasından başka pek bir işe yaramıyor. Çünkü buraya oturtabileceğiniz kişilerin 7 yaşını geçmemiş olması gerekli diyebiliriz. Sürücü baş hizasından sonra hızlı bir biçimde eğilen tavan yapısı arka koltuğun baş mesafesini oldukça kısıtlıyor. Ancak bu kısıtlı arka diz mesafesine karşı RCZ bagaj hacmi konusunda cömert davranıyor ve kullanıcılarına 384 litre bagaj hacmi sunuyor.

Motor
RCZ’in motor kaputunun altında PSA-BMW ortak çalışması olan motorlar görev yapıyor. Test aracımızdaki 1.6 litrelik motor 1400 d/d’dan itibaren 240 Nm tork  ve 6000 d/d’da 156 hp güç üretiyor. Bu motoru Citroen ve MINI modellerinde farklı güçler üretirken gördük. Ancak RCZ’in en güçlü seçeneğinde yine bu motor 1.6 litrelik hacminden tam 200 hp güç üretebiliyor. 6 ileri otomatik şanzımanla gücünü yere aktaran RCZ’in 0-100 km/s hızlanması için 9 saniyeye ihtiyaç duyuluyor ve araç maksimum 214 km/s hıza ulaşabiliyor. 1.5 ton civarındaki bir araç için hiç de kötü olmayan performans verileri sunan RCZ’in tüketim değerleri de çok abartılı değil. Biraz zorlanarak kullanıldığı zaman 12 lt/100 km üzerine çıkan aracın fabrika verisi karma yakıt tüketimi 7.3 lt/100 km olarak açıklanıyor. RCZ testimiz süresince ortalama 9.4 litre/100 km yakıt tüketti.

Konfor ve yol tutuş

Kesinlikle konforlu değil. Peki, bu durum RCZ alacakların umurunda mı? Kesinlikle hayır! RCZ’in 19 inçlik jantları ve sert ayarlanmış süspansiyon sistemi yoldaki ufak darbeleri bile iç mekana aksettiriyor. Yan destekleri çok iyi olan ön koltukların rahatlığı ise bu darbeleri emmeye yetmiyor. İç mekana hoş bir şekilde motor sesi geliyor Fakat bu sesin yanında içeriye sızan rüzgar ve yol gürültüsü için hoş diyemeyeceğiz. RCZ’in daha sessiz olmasını beklerdik.
Peugeot modellerinin birçoğunda karşılaştığımız hissiz direksiyonun yerini RCZ’de son derece net tepkiler veren hassas bir direksiyon almış. Biraz sert olan direksiyon şehir içinde yorucu olabiliyor ancak bir sporcunun olması gerektiği sertlikte. ESP destekli yol tutuşu kusursuz olan aracın fren performansı da bekleneni veriyor. 6 kademeli otomatik şanzıman çift kavramalı olmasa da kötü değil ve konforu arttırıyor.

Güvenlik
Peugeot RCZ’in EuroNcap çarpışma testine henüz katılımı yok. RCZ’de sürücü, yolcu ve yan hava yastıkları standart olarak sunuluyor.

Yorum - Selim ERKEK
Peugeot’nun 205 ve 106 GTI’nın piyasada yarattığı etkiyi tekrarlayacak üçüncü modeli olarak gördüğüm RCZ gerçekten çok dikkat çekici bir otomobil. Markanın diğer modellerinden tanıdık ön kısım artık alışılmış olsa da çok başarılı bir tasarım örneği. Bombeli tavan yapısı ise, etrafınızdaki bütün gözlerin üzerinizde olmasının temel sebeplerinden. ESP sistemiyle beraber çok iyi yol tutan RCZ’i yoldan koparmak için önce ESP’yi devre dışı bırakmanız ardından da oldukça sert direksiyon hareketleri yapmanız gerekli. RCZ’de kullanılan 156 hp gücündeki motoru, Cıtroen DS3’de manuel vitesle olarak kullanmış ve çok daha eğlenceli bulmuştum. Test aracımızdaki otomatik şanzıman çift kavramalı olmasa da hızlı tepkiler veriyor, ancak RCZ’in eğlenceli kısmını alıp götürüyor. Ardı ardına yapılan sert frenlerde, fren sisteminin performansının düştüğünü belirtmekte fayda var.